İzmir Booked.net - Online Hotel Booking
+15°C
facebook twitter youtube feedburner
linkedin linkedin linkedin linkedin
linkedin linkedin

İletişim

06-04-2021
Yaşar AKSOY

Yaşar AKSOY

"Kitap Sevgisi"
yasaraksoy@yenihaber.com.tr

Kamil muzip biriydi..

Yeni Asır’ın arşivinde 1980’li yıllarda çalışırdı. Arşiv Mü­dürü Orhan Öcal, yardımcısı Nursen, daha sonra Meh­tap ve de Kamil, arşivin küçük masası çevresinde toplaşır­lardı. Bizim arşiv bölümü gazetenin içinde sığınılacak bir liman gibiydi, orada içten arkadaşlıklar oluşur, herkes bir­birine içini döker, sıcacık saatler geçerdi, gazetenin öbür taraflarında bir savaş havası hakimdi..

Kamil doğuştan çocuk felçliydi. Ayakta bazen denge­sini kaybederdi, konuşması pek yoktu, ağır cüssesi ile dosya do­lapları arasında dolanır, yazı işlerinden telefonla istenilen fo­toğrafı veya belgeyi arşivde bulur, aşağı inip gazetecinin ma­sasına bırakırdı. Bazen dengesini kaybeder gümbür diye yere devrilir, herkesin içini titretirdi. Ama o bizim sevimli Ka­mil’imiz idi..

Ama muzip bir gençti..

Gözüyle bizimle dalga geçerdi..

Anlardık makaraya sarıldığımızı, ama hiç sesini çıkar­mazdı..

Ben ona “Oturan Büyük Boğa” derdim. Çünkü hep dü­şünen, hiç konuşmaya tenezzül etmeyen ancak çok sev­dikle­riyle gözleriyle muhatap olan bir Kızılderili Filozofu gibiydi, beni sever arada bir iki kelime lütfederdi kerata.. En sıkışık anda, bir şey istediğinizde arar bulur, bir süre sonra dansöz Nana’nın veya Sophia Loren’in gerdan kıvır­tırken çekilmiş Sipa-Press fotoğrafını size getirirdi.

Bir gün arşivde baş başa kaldık. Ben zır zır konuşup du­ruyorum. Bir taraftan fotokopi çektiriyorum. Aman Tan­rım, yazımı yazacağım, habere gideceğim, fotokopi çektire­ceğim, gelen giden telefonlara bakacağım, kamerada fotoğ­rafların kopyasını çıkaracağım, yazımı sekretere teslim edeceğim, gi­dip sayfamın nasıl yapıldığını inceleyeceğim, bir gün içinde neler neler, ne eziyetler çekerdik yahu şu ga­zetecilik yılları­mızda, neyse düşününce nasıl o işleri becer­dik diye şaşıyorum vallahi, neyse dedim ya.. Kamil, donuk ve hiçbir şey ifade et­meyen gözleriyle bana bakmaktaydı. Aniden soruverdim.

“- Kamil, sen kitap okur musun?..”

“- Hooovh..”

Bu yanıt, Kamil’in lisanında “Hayır” demekti, yeniden üsteledim:

“- Kıtır kesme, mutlaka okuyorsundur?..”

“- Hooovh..”

Kafamın tası atmıştı. Sertçe sordum.

“- Niye okumuyosun lan?..”

Kamil malın gözü.. Gözlerini bana dikip, çok düzgün bir Türkçeyle tane tane konuşmaz mı.. Sonra da kahkaha­sını pat­latıverdi:

“- Çünkü kepek yapıyor!. Keh, keh, keh..”

Donup kaldım. Madara olmuştum.. Bizim Kamil müt­hiş bir espri patlatmıştı. Koca Türkiye’nin niçin kitap oku­madı­ğını bundan daha iyi kim anlatırdı ki?.. Hemen kera­taya çok sevdiği Coca-Cola ısmarladım, şapur şupur içti..

Kamil doğru söylemişti. Milletimiz, kafada kepek yaptığı için kitap okumuyordu. Kafanın içi boş kalsın, dışı temiz ol­sun isteniyordu. Oku, oku sonunda ne olacak ki?.. Kamilciğim ile aramızda geçen bu diyaloğu, 22.10.1992 ta­rihli Yeni Asır’da yazarak, okuyucularımı gülmekten çat­latmıştım.

Dönelim konumuza.. Fazla kitap, ne cep doldurur, ne sevgili getirir. Tam tersine, cebiniz boşalır, sevgili denen salak “kitabı benden çok seviyorsun” deyip boş kafa bir adama kaçı­verir. Üstelik, kitap kafayı pisletir, kepek yapar.

Bizim Kemeraltı’ndaki İleri Kitabevi sahibi Özkan Başer, bir zamanlar şakır şakır Kitap Bülteni yayınlardı, on kez ya­yınladılar, kentte kitap okunmasını önerdiler, en çok okunan kitapların listesini verdiler, tam 6000 kişiye bu bültenleri gön­derdiler. Bir bülteni iki kişi okusa, 12.000 kişi eder. Özkan, ki­tap satışında patlama yaptı mı?.. Ne gezer.. Kitapçılar, eğer sırtlarını holdinglere dayamamış iseler si­nek avlamaya mah­kumdurlar, kıt kanaat geçinip giderler ve yine direnirler.

Kitap sevgisini geliştirmek için büyük ve orijinal pro­jeler gerek. Tıpkı kepeği kökünden yok edecek güçlü şam­puanlar gibi. Ne olabilir bunlar?.. Bu televizyon ve internet baskıcı dü­zeninde kitap nasıl nefes alıp verecek?.. İşte bü­tün derdimiz budur..

Kamil ile konuştuktan sonra, Kamil’e inat kitaba bir sa­rıldım ki sormayın.. Dominigue Simonnet’in “Çevrecilik” ki­tabını gündüzleri boş vakitlerimde okudum. Eski kitap­çıdan aldığım Prens Halim Paşa’nın “Fikir Buhranımız” kitabına da çok takıldım, ülkemizin bu ilk liberalinin şifre­lerini çözmeye çalıştım. Falih Rıfkı Atay’ın “Batış Yılları” da elimden düş­medi. Ahmet Rasim’in “Şehir Mektupları” enfes.. Kenti yaz­mak için, eski yazarların rahle-i tedrisle­rinden geçmek gerek. Musahipzade Celal’in “Eski İstanbul Yaşayışı” kitabını da azar azar okudum geceleri.. Çantama da koydum, yanımda gez­dirdim. Melda Akdeniz’in “Hü­zün İzleri” isimli şiir kitabını da aradım, bu­lamadım.

O aralar birçok kitap geçti elimden. Not almışım. Oku­yordum, okuyamadı­ğımı özlüyordum. Okumaktan vazge­çe­miyordum. Orhan Pa­muk’un “Kara Kitap”ına da, Kamil ile konuştuktan sonra başlamıştım, müthiş bir roman.. Bu arada Adalet Ağaoğlu’nun “Gece Hayatım” isimli kitabını da oku­malı mı?.. Ama bu ki­tabı okumak için “Gizem Dolu Dünya­mız” isimli kaynak ki­taptan işe başlamak gereki­yormuş..

Kitap okuduktan sonra duş alıyordum..

Tüm, kepekler gidiyordu..

Bu arada düşünüyordum. Oldum olası, kendimi bil­dim bileli, gençliğimden beri başım berbat kepeklidir, ba­zen yıka­makta gecikirsem kabuk kabuk kafamı kaplarlar, hep kaşınır­lar, hep tıkır tıkır önüme dökülürler, başımı yı­karım, iki gün sonra yine kepek doludur.

Acaba çok kitap okuduğum için mi?..

Kamil, galiba bir “kuram” ortaya attı..

Kitap, kepek yapar mı?..

Kamil, acaba gizli bir ermiş midir?..

 

Bu makale 216 defa okunmuştur.

Yeni Haber

MAKALEYE YORUM YAZIN



FACEBOOK YORUM


izbel

Foca Belediyesi

gazete manşetleri
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni Haber Gazetesi Sitesini Beğendinizmi?

97.3%

2.7%

Bölge Kafe

GÜNLÜK BURÇ YORUMLARI

Yeni Haber

Tugra Soft Haber Yazılımları

Taypark


E-BÜLTEN ABONELİĞİ

Tercuman