İzmir Booked.net - Online Hotel Booking
+15°C
facebook twitter youtube feedburner
linkedin linkedin linkedin linkedin
linkedin linkedin

İletişim

03-02-2021
Yaşar AKSOY

Yaşar AKSOY

"Papirüs’ten Günümüze Kitap"
yasaraksoy@yenihaber.com.tr

Bu gezegen üzerinde yürümeye ve düşünmeye başla­yan insan, ilk çağlardan beri uygarlık savaşının inatçı yol­cusu­dur.. En ilkel koşullardan en ileri teknolojilere uzanan ve mil­yon­larca yılı kapsayan bu mücadelesinde, hiç şüphe­siz insanın en büyük yardımcısı ve itici gücü Kitap’ın ta kendisidir. Sü­mer’in kil tabletleri, Mısır papirüsleri, antik Roma’nın tomar­ları, Ber­gama parşömeni, Ortaçağ el yaz­maları, bizim basılı kağıtları­mız, kitabın gelişim sürecin­deki aşamalardır.. Önü­müzdeki yüzyıllarda da insanoğlu­nun yönünü belirleyecek olan güç, yine kitaptır. Klasik veya e-kitap, ne olursa olsun, insanoğlu yanında kitapla uygarlık mücadelesine devam edi­yor..

Şöyle bir benzetme yapabiliriz..

İlk insanların ve en gelişmiş küresel insanların da yer al­dığı bir orkestra düşünelim.. Her kafadan bir ses çıksın, ama tüm bu sesler gerçekte anlamlı bir besteyi sunuyor ol­sunlar. Orkestra şefinin elindeki yönlendirici değnek ki­taptır. Or­kestra şefi kim diye sorarsanız, kimi ona Tanrı di­yor, kimi Bi­lim diyor.. Biz şefin elindeki değnekle ilgiliyiz..

Yazı, kitabın içine gizlenmiştir. Yazı, kitabın kanıdır.. 

Şöyle bir geçmişe dönelim..

Kitaptan önce “Bellek” vardı, yani eski terimle “Zihin”..

İnsanoğlu, okuma yazmayı bilemediği, kağıdın, kale­min, mürekkebin, daktilonun ve diğer yardımcı kavramla­rın bu­lunmadığı en eski karanlık yüzyıllarda, tüm bilgiler, yasalar, emirler, efsaneler, destanlar, anlatılar, inanç ve ge­lenekler, duygu ve düşünceler kitaplarda değil, insanoğlu­nun belle­ğinde, o zamanki ilkel insanın küçük zihninde gizleniyordu.. İnsanlar bilgiyi ve dinlediğini, bellek yolu ile birbirlerine akta­rıyorlardı, Krallar fermanlarını sözlü olarak halka duyuruyor, şairler çevrelerindeki insanlara şiirlerini aktarıyor, o insanlar o şiirleri başkalarına sunuyordu, ba­badan oğla, dededen toruna, kabileden kabileye, köyden köye bu böyle devam edip gidi­yordu, Orhan Öcal’ın deyi­miyle, “İnsan, canlı bir kitaptı” o za­manlar..

İnsanlar önce mağaralara resim yaparak, o resimdeki şeyi aktarmaya başladılar. Eğer kuş resmi çizmişlerse, gör­dükleri bir kuşu anlatıyorlardı, sonra İdiographic yazı şekli ortaya çıktı; bir adım ilerisine geçmiştik serüvenimizin, ar­tık insanlar ma­ğara duvarına kuş resmi çizerlerse uçmak eylemini anlatmış oluyorlardı, somut şekle düşünsel kav­ram yüklemişlerdi..

Böylece 7000 yıl önce yazı bulundu.. Yazı ile birlikte artık bilgi kayıt altına alınıyor ve saklanabiliyordu. Kitaba giden heyecan verici serüven başlamış oldu..

Önce Mısır yazısı denilen hiyeroglif yaratıldı. Fransız bil­gini Jean François Champollion 1821’de bu yazıyı çözdü ve 3000’den fazla işaret olduğunu belirtti. Bu yazı, resim­lerle kendini ifade ederdi, alfabe daha ufukta gözükmü­yordu.

Sonra Çivi yazısı ortaya çıktı. M.Ö. 1200’lerde kullanıl­mıştı. Hititler, Persler bu yazıyı biliyorlardı. Tuğlalar üze­rine ucu sivri aletlerle yazılan bu yazılar çok ince çubuk biçiminde olurdu.

Fenike Yazısı 26 harften oluşuyordu. Eski Türk Ya­zısı’nın en ilginç örneğini Moğolistan’daki Orhun Kita­besi’nde görüyo­ruz. Bilge Kağan tarafından diktirilen bu kitabe’yi, Danimar­kalı Wilhelm Thomson okudu. Türkler, Soğd Alfabesi, Gök­türk Alfabesi, Uygur Alfabesi gibi üç alfabe kullandılar.  Türkler İslam’ı seçtikten sonra bir çeşit hiyeroglif olan Arap Alfabesini seçtiler, 1928 yılında Latin Alfabesini tercih ettiler.

İnsanlar yazıyı fark ettikten sonra, ne bulurlarsa üzerine yazmaya başladılar. Taşlar, mağara duvarları, tah­ta­lar, kil, mum, kurşun, fildişi, koyun köprücük kemikleri, ağaç kabukları, hayvan derileri, daha sonra kumaşlar, bu sürecin içinde insana yazıyı üstlerine yazması için su­nuldu..

Örneğin Hazreti Muhammed, Kuranı Kerim’i koyun köp­rücük kemikleri üzerine yazdırdı.

Papirüs, insanın kullandığı ilk malzemeler içinde en ün­lüsüdür. Nil Vadisi’nde özellikle deltada yetişen Papyrus bitki­sinden yapılan kağıda benzer ama kolay yıp­ranan bu mal­zeme Mısır Firavunları devrinde (M.Ö. 3000’den beri) ki­tap yapmak için kullanıldı. Papirüs kitap, rulo şeklindeydi. Yazı satırları, sütunlar şeklindeydi.

Bergamalı Parşömen tarih sahnesine çıkıyor

Daha sonra Parşömen (Bergama kağıdı) ortaya çıktı..

Bergama Uygarlığı, bu buluşun merkezidir. Bergama Kralı 2.Eumene zamanında (2.yüzyıl) çok inceltilen kuzu deri­sinden Parşömen kağıt yapıldı. Mısır Firavunu, Ber­gama Kü­tüphanesi’ni kıskandığından Bergama’ya ihraç edilen Papi­rüsü kesince, Bergamalılar yeni bir kağıt türü yaratmak için düşünmeye ve araştırmaya başladılar.

Sardis’li Krates, Bergama Kralı’na keçi derisinden özel bi­çimde hazırlanmış bir örnek getirdi. Krates’in yardımcısı İrodikes, derileri daha ince bir duruma getirerek istenildiği gibi kullanılacak hale getirmişti. Bu iş üzerinde çalışan sa­nat­karlar, çeşitli boyda olan derileri keserek ve istenilen rengi vererek şimdiki kitapların bir proto tipini oluşturdu­lar. Bu kağıtlar üzerine ucu sivri madeni çubuklarla yazı yazılır, sonra bildiğimiz kitap haline getirilirdi. Kağıdın her iki tarafı­nın da kullanılması büyük kolaylık getirdi.

Parşömen sayesinde antik çağın tüm değerli yapıtları ya­zılmış, çoğaltılmıştır. Bilginler eserlerini yaratmış, yazı­cılar kopya etmiş, böylece Bergama Kütüphanesi 200.000 ki­tapla do­lup taşmıştır. Bergama M.Ö.133 yılında Roma yö­netimine geçtiği zaman Romalı bilginler Dünya ve Anadolu kültürünü incelemek için aradıkları eşsiz yapıtları Bergama Kütüpha­nesi’nde buldular. Bu kütüphane, İmparator Antonyus tara­fından Mısır Kraliçesi Kleopatra’ya hediye edilmiştir. M.Ö.47 yıllarında yanan İskenderiye Kütüpha­nesi böylece boşluğunu doldurmuş, Anadolu’nun en eski kütüphanesi yurdundan koparılmıştır.

Parşömenden sonra kumaşa geçildi. M.S.105 yılında Tsai Lun, bitki kabukları, kenevir, pa­çavra, pamuk kalıntı­ları kul­lanarak kağıdı icat etti. Kağıt, Çin’den kalkıp İpek Yolu ile dünyaya yayıldı. İlk kağıt fabri­kası, M.S.794 yı­lında Bağdat’ta Harun Reşit zamanında ku­ruldu. Orta Çağ’ın sonunda kağıt üretimi ve ticareti tamamen Avrupa­lıların eline geçti. Kağıt, Avrupa’da 12.yüzyılda ortaya çıktı, 14.yüzyıla kadar ağaç baskı olan tipografi yöntemi ile kitaplar yaratıldı.

Mısır’dan başlayarak ilk kütüphaneler

İlk kütüphane hakkındaki bilgilerimiz bizi Eski Mısır’a götürüyor. M.Ö.2400 yıllarında Mısır Kütüphanesi hakkında önemli kayıtlar bulunmakta. Hatta kütüphanenin girişinde “Ruhun Şifa Evi” ibaresi bulunuyor. Papirüs üzerine hiye­roglif yazı biçiminde yaratılmış kitaplar bu kütüphanede saklan­maktaydı.

Asur Kütüphanesi, Asurbanibal Kütüphanesi olarak da ta­rihe geçmiştir..

Eski Yunan Kütüphaneleri ünlüdür..

İskenderiye Kütüphanesi, 2.Ptolemeus döneminde M.Ö. 284-246 yılları arasında kuruldu..

Serapeum Kütüphanesi, İskenderiye’de Serapeum Tapı­nağı içindeydi.

Bergama Kütüphanesi, parşömen kitapları barındırırdı. İnce hayvan derileri olan Parşömen, kitabın ilk ciddi for­munu oluşturdu. M.Ö.197-158 yılları arasında hüküm sü­ren 2. Attalides tarafından kuruldu.

Eski Roma Kütüphaneleri de önemlidir.

Efes Kütüphanesi, M.S.110 yılında kuruldu. Celsius Kü­tüp­hanesi olarak günümüzde bilinir.

Darül Hikme Kütüphanesi, ilk İslam kütüphanesidir. Ab­basi Halifesi Memun tarafından Bağdat’da kuruldu.

Mısır İslam Kütüphaneleri de dünya kültürüne hizmet et­tiler.

Endülüs Kütüphaneleri’nin en ünlüsü Kurtube’de idi..

Osmanlı Kütüphaneleri, İstanbul’da, Manisa’da, Birgi’de büyük tarihi görevler üstlendiler. Fetihlerle zenginleştiler, ge­liştiler..

İlk matbaalar, Gutenberg ve İbrahim Müteferrika

Genel kabule göre, 1450 yılında Gutenberg tarafından matbaanın bulunuşu, bu icadın müthiş hızla yayılması, ka­ğı­dın egemenliğine dayalı kitap özgürlüğünü sonuna kadar ateşledi. Sanayi Devrimi ise, kitabın sınırsız egemenliğini ge­tirdi..

Johann Gensfleish Gutenberg (1394-1469) yılları ara­sında yaşa­mış, kitabın ve uygarlığın tarihine ismini yaz­dırmıştır. Ancak Gutenberg’in matbaacılığı çırağından öğ­rendiği de ileri sü­rülmüştür. Çırak Loures Coster’in, 1430 yılında Hollanda Hoorlem’de ilk matbaanın ilkel halini kurduğu bilinir.

Kitaplar tarihi ileriye götürmüşlerdir, kütüphanelerin ya­kılmasına rağmen, kitapların yasaklanmasına rağmen, yazar­ların işkence görmesine rağmen, tarihi geriye götür­mek iste­yen nice kitaplar tarihin çizmesi altında ezildiler. Martin Luther onun için şöyle dedi:

“Her büyük kitap bir devrim, her devrim ise büyük bir kitap­tır..”

Avrupa’da basımevlerinin yaygınlaşmaya başladığı yıl­lar, 2.Mehmet (Fatih) zamanına (1451-1481) yıllarına rastlar. 2.Beyazıt döneminde ise Yahudiler, İstanbul’da ilk matbaayı kurdular. Osmanlı İmparatorluğu 18.yüzyıla ka­dar içine ka­panık yaşadı..

Türkiye’de Padişah 3.Ahmet döneminde, Arap harfle­riyle Türkçe kitaplar basan ilk matbaanın  kurucusu olarak kabul edilen İbrahim Müteferrika, bir Macar dönmesidir.. Temmuz 1727 tarihli ferman ile matbaa iznini alan İbrahim Müteferrika, Tefsir, Hadis, Fıkıh gibi dini kitapları bastı. 31 Ocak 1729’da din dışı ilk kitabı da bastı. İmam Ebu Nasr İsmail Bin Hammed El Cevheri’nin Vankulu Lugatı’nın 1000 adet basıl­ması bir devrimdi..

Padişahların cehaleti, ulema ve hattat tepkisi 269 yıl mat­baayı ülkemize sokmamıştır..

Matbaa konusunda Avrupa ile aramızdaki 269 yıllık fark, geri kalmışlığımızın en önemli sebeplerinden biri, de­ğil mi­dir?..

Kutsal kitaplar

Tanrı’nın mesajlarını, kurallarını ve öğütlerini, in­sanoğluna bildiren kitabına, “Kutsal Kitap” denir..

Tek tanrılı dinler olan Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslü­manlık, kutsal kitapların vahiy yoluyla peygamberlere bildi­ril­diğine inanır. Vahiy, “ani telkin” demektir. Dini terim ola­rak, Tanrı’nın peygamberlerine ilettiği ilahi sözler, emirler, yasak­lar ve önerileri içeren bilgiler demektir.

Vahiy aracılı veya aracısız olur. Aracısız vahiyde, Tanrı’nın mesajı peygamberin yüreğinde aniden ifadesini bu­lur. Aracılı vahiy, ya elçili, ya da elçisiz olur. Elçi ile olursa Cebrail isimli melek, Tanrı’nın mesajını getirip pey­gambere bizzat bildirir. Elçisiz vahiyde ise, Peygamber Tanrı’nın sözle­rini işitir, ancak O’nu göremez.

Tek Tanrılı dinlerde vahiy yoluyla oluştuğuna inanılan dört kutsal kitap vardır: Sırasıyla Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an-ı Kerim’dir.. Tevrat, Zebur ve İncil, hepsi bir arada olursa buna Kitabı Mukaddes denir, genelde bu şekilde ina­nanlara sunulur.

1- Tevrat: Hazreti Musa’ya Tanrı tarafından indirilen kut­sal kitabın ismidir. İbranice bir kelime olarak “kanun ve öğ­reti” anlamına gelir. İbranice yazılmıştır. Tora (Torah), Ahd-i Atik veya Eski Antlaşma gibi isimleri de vardır (Tev­rat adı, İbranice Torah sözcüğünün Arapça biçiminin Türk­çeye uyar­lanışıdır). Musa’nın Beş Kitabı olarak da bilinir. Çünkü içinde 5 kitap vardır. Musevi Kutsal Kitabı Tarah’ı oluşturan 39 kut­sal metnin sadece ilk beşini kapsar. Bu beş bölüm, Tekvin (Ya­ratı­lış), Mısır’dan Çıkış, Levililer, Çölde Sa­yım, Tesniye’dir (Yasa­nın Tekrarı)..

2- Zebur: Kelime olarak “yazılı şey ve kitap” anlamına gelir. Tanrı tarafından Hazreti Davud’a gönderildiğine ina­nılır. Bugün Zebur’un Tevrat içinde yer aldığı belirtilir. Tevrat’ın içinde Mezmurlar adı ile yer alan kısmın, Hazreti Davud’a verilen Zebur olduğu kabul edilmektedir. Zebur, kutsal ki­taplar içinde en küçük olanıdır.

3- İncil: Kitabı Mukaddes’in (Kutsal Kitap) ikinci kısmı olan Yeni Antlaşma (İncil), hem Yahudilerin hem de Hıristi­yanların kabul ettikleri Eski Antlaşma’nın devamıdır. Yeni Ahit veya Yeni Antlaşma olarak bilinir. Kelime olarak “müjde” anlamındadır. Hazreti İsa’ya gönderilen kitaptır. İsa Peygamber, hayatta iken yazıya geçirilmediği için ona inanan havariler tarafından daha sonra, yıllar sonra yazıl­mıştır. Bu yüzden değişik İnciller ortaya çıktı. 325 tarihinde toplanan İznik Konsili, dört kitabı İncil kabul etti, diğerle­rini yok etti ve yasakladı. Bu dört İncil’in toplamı, birlikte arka arkaya basıla­rak günümüzdeki tek İncili oluşturur. Bu dört İncil şunlardır:

  • Matta İncili: İbranice, “Tanrımızın hediyesi” an­lamındadır. İsa’nın 12 havarisinden biri olan Roma vergi memuru Celileli Matta tarafından M.S.52-68 yılları arasında yazıldı. Yeni Ahid’in ilk bölümüdür.
  • Markos İncili: Yeni Ahid’in ilk dört bölü­münü oluşturan kanonik İncillerden ikincisidir. Evanjelist Markos tarafından M.S.60-70 yılları  ara­sında yazıl­mıştır. İn­cillerin en eskisidir. Matta ve Luka İncillerine kaynak teşkil etmiştir.
  • Luka İncili: Luka tarafından M.S.60 yılla­rında yazıldı. Karakteristik özelliği dönemin Yu­nanlılarına hitap ettiğini düşündürtür.
  • Yuhanna İncili: Yeni Ahit’in son bölümün­deki dördüncü incildir. Kelime anlamı sevgili veya sevilen demektir. Havari Yuhanna tarafından M.S.90’lı yıl­larda Efes şehri civarında yazıldığı sa­nılmaktadır.

4- Kur’an: Tanrı’nın vahiy yoluyla Hazreti Muhammed’e gönderdiğine inanılan son kitaptır. 23 sene içinde ayet ayet, sure sure 114 zamanda indirilmiştir. 114 sure ve 6666 ayet olan Kuran’ın ilk suresi Fatiha, son süresi Nas’tır. Kuran’ın her 20 sayfasına cüz denir. Otuz cüzden oluşan Kuran, Hazreti Mu­hammed tarafından ayet ayet yazdırılmış ve korunmuştur. Ayrıca her gelen ayet, çoğu Müslüman tara­fından (Hafızlar) ezberlenmiştir. Yazı ile ezber yöntemi birlikte kullanılmıştır. Birlikte korunmuştur. Dolayısı ile hiçbir değişikliğe uğrama­mıştır, içine insan sözü karıştırıl­mamış-tır, tamamen otantiktir. Papirüslere, kemik ve tahta­lara, pişirilmiş tuğlalara, deri üzerine yazılmış sureleri bir araya toplamayı ilk düşünen Ha­life Ebubekir oldu. Her sure, kağıt ya da kurutulup işlenmiş deri üzerine yazıl­maya başlandı. Böylece Kuran ilk olarak ya­zılı şekli topluca ortaya çıktı ve buna sayfalar anlamına gelen “Suhuf” adı verildi. Halife Osman zamanında yapılan incele­mede 5 adet güvenilir nüsha olduğu anlaşıldı. Sonunda kesin ola­rak tek nüsha bir kurul tarafından oluşturuldu, diğer şüp­heli nüshalar yok edildi, hattatlar elde kalan bu tek nüshayı çoğalttılar.

Dört kutsal kitap da incelendiğinde, tarihi ayrıntılar ve kompozisyon tabloları bir kenara bırakılırsa, benzer öğüt­leri insanlara sunduğu anlaşılır.

Tevrat’tan Öğütler: Babana ve anana hürmet et, katlet­me­yeceksin, zina etmeyeceksin, çalmayacaksın..

Zebur’dan Öğütler: Doğru adama bak, kamil insana göz koy, kötülerin sonu kesilmektir, mutlu adam düşünceye ba­kar..

İncil’den Öğütler: Ne mutlu merhametli olanlara, ne mutlu yüreği temiz olanlara, katletmeyeceksin, zina etme­yeceksin, çalmayacaksın, yalan şehadet etmeyeceksin, ba­bana ve anana hürmet edeceksin, komşunu kendin gibi se­veceksin..

Kuran’dan Öğütler: Sabret, dürüst ol, Allah dürüstleri se­ver, barışçı ol, sakın şeytanın peşinden gitme o apaçık düşma­nındır, kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın, çalma­yın, başkalarının mallarının üstüne konmayın, rüşvet verme­yin, böylece seher vaktinde Allah’tan bağışlanmayı dileyin..

Kutsal kitapların her çeşidinden, birçok nüshasının kü­tüphanemde olduğunu, bunlara ilaveten bir kamyonet do­lusu dini kitabımın, ek olarak gizli bilimlere ait, yani doğa­üstü ve cin-peri kitaplarımın da pek bol bulunduğunu söylersem, bu bölümü kesmemiz gerekir düşüncesinde ol­duğunuzu hissedi­yorum. Kestim.

Bu makale 232 defa okunmuştur.

Yeni Haber

MAKALEYE YORUM YAZIN



FACEBOOK YORUM


izbel

Foca Belediyesi

gazete manşetleri
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni Haber Gazetesi Sitesini Beğendinizmi?

98.2%

1.8%

Bölge Kafe

GÜNLÜK BURÇ YORUMLARI

Yeni Haber

Tugra Soft Haber Yazılımları

Taypark


E-BÜLTEN ABONELİĞİ

Tercuman